Tüm güzelliklerin buluşma noktası; yeşilden maviye uzanan bir sevdanın kesişme noktası. Limonun bir zamanlar altın sayıldığı, çocukların elma yanaklarıyla bir bahçede, ana sırtında bu şehrin insanına gülümsediği Erdemli…

Güneşi yakalar koynundan bir yaz temmuzu, maviye çeker ayakları. Toroslardan bir yiğit seslenir; Akdeniz’de yunus ile sirena sevda kokar. Güzelim yaylarda kekik izleri… Erdemli…

En batıya gidiverirsin seni denizin ortasında, kalenin için de bir kız selamlar. Kızkalesi’nde atar yüreği. Ölmeden önce belki de kara kaleden yola çıktı bir sepet üzüm. Kaleden kaleye sanırmısın ki bir kuş uçumu vardır. Nice yunuslar siranalarla bakışmış belki de söz kesmiştir kralın güzel kızını korumak için. Deniz kestanesi mavi yengeçler engelleyememiştir kaderi ve kaderin sureti yılanı. Hem bilir misin kara kalede o kocaman, heybetli kralın diz çöküşünü bir yılan zehrine yeni düşmüş. Bu şehir daha neleri görmüştür kim bilir.

Doğuya doğru yürürsün sanat karşılar seni Ayaş’ta. Elause Sebaste’nin izlerini Ayaş Antik Tiyatro’da bulursun. Ne bilsin insanoğlu sanatı deme. O sanat ki; bak gör neler inşa ettirmiş insanlarına bir gökyüzü altında. O sanat ki kim bilir; hangi hayatlara, hangi kaderlere dokundu sessizce ya da tüm gürültüsüyle.

Yaklaşırsın adım adım tarih kokan şehre. Nam-ı diğer Kanlıdivane. Kim bilir ne hayatlar ne ölümlere tanık oldu bu kentin yapıları. Bu kalıntıların, bu sessizliğin ve hengâmenin nefes alışları, bu dimdik ayakta duran surlar ve bir musiki naifliğinde dizilivermiş taşlar ve tüm bunların ayak izleri seni sürükler tüm yaşanmışlıklara. Ve nice cenderede nice ölümün adıdır Kanlıdivane.

Bu şehir tarihin tüm seslenmişliklerine, tüm aşklarına, tüm vedalarına ve tüm acılarına şahitlik etmiştir. Nice kadınlar, çocuklar, erkekler, nice hastalar, yaşlılar… Hepsi aynı nefesi soludular ciğerlerine bu şehirde. Ve bu şehir tüm güzelliklerini bizimle paylaşmaya devam etmiyor mu sanırsın?
Lemas kanyonu insan görseline yapılan en güzel ikramdır, Kayacı Vadisiyle birlikte. Vaktiyle su taşınan bu tünellerde, kanallarda, kemerlerde kim bilir daha neler taşınmıştır yaşanılası, nefes alınası iklimlerde. Ne çocuklar sularında serinlemiş, belki de uçuvermiştir, Akdeniz’in serin mavisine hasretle.

Bu şehrim tüm kalelerinin ayrı bir sevdası, ayrı bir kokusu ve ayrı bir hikâyesi olmalı. Olmalı ki; bu kentin tüm güzel kokusu hâlâ aynı güzellikte ömür katıyor gören göze, duyan kulağa, hisseden kalbe. Bu kaleler daha kaç kez fethe şahitlik edecek eğer ayakta durmayı başarabilirse. Daha nice imkânsız aşklar bu kalelerin anahtarı ile doğacak ve son nefes olacak. Şehir yaşacak; insan nefes alacak ve tarih tüm ihtişamıyla şahitliğine devam edecek ömür boyunca. Kocaman bir yerleşkenin içinde onlarca kalenin ayrı bir gizi, ayrı bir seslenişi olmaya devam edecek. Tüm insanlığa kalan mirastır Erdemli kaleleri.

Şu doğan güneş neler getirmedi ki yeni gün ile birlikte. Ne doğumlar; ne hayatlar ve ne ölümler… Kayadandı mezarlar ve içinde sade ölü değil; daha anlatılası ne öykülerini saklar. Her bir mezarın içinde ayrı bir sevda, ayrı bir keder, ayrı bir hırs, ayrı bir var oluş ve yok oluş barınır bilir misin bir göz kıpması edasıyla? Bu şehir doğumu, yaşamı ve ölümü tüm ihtişamıyla selamlar insanlarına. Erdemli…

Sanılır mı ki; bu kentin tüm güzellikleri sade bunlar? Etrafına bak! Bak ki daha ne şelaleler göreceksin akan suyun hışırtısının koluna girmiş sürüklenen hayatlarla. Bak ki ne göller göreceksin tüm sevdalar gibi yaşamak için Yaradan’ına bir damla su avucu açmış. Bak ki ne kiliseler göreceksin; Allah’tan korkan. Tüm ayinlerin, tüm duaların ucunda hem kilisede hem de türbede, camide aynı Tanrı’ya açılan el kimin? İyi bak bu şehre! Bu şehir öylesine aşikardır ki; çekiverir seni içine tüm sarılmışlıklarıyla tüm özlemişlikleriyle.

Çeşmelerinden su dolduran kadınları vardır bu şehrin tarih boyunca. Ve daha neler söylemez ki sana bir hasret ile gözlerinden öperken. Eğilirsin, bir tas su içersin ve bu şehir sana da şahitlik eder. Renk renk çiçekleri ne gülüverir bir sevda öpücüğünde.

Memleketimin en eski ören yerleri acaba hangi şiirlere konu oldu bilir misin? Kim bilir kaç sanat ehli bakakaldı şiirleri, resimleri, romanları ve dahi sevdaları için. Acaba kaç oğlak bir kaval tınısında süt ile tanıştı? Kaç göçebe yaşam kaç bebeyi bir şahine kaptırdı? Kaç sütunda, kaç taşta, kaç kapıda, kaç kaya mezarda ne kabartmalar nakış nakış işleniverdi bize ulaşsın, bir el tersiyle okşanıversin diye.

Kaç kuleden kaç savaş gözlendi acaba gecenin ayazında, gündüzün sabahında? Kaç geçiş sağlandı, kaç geçiş yakalandı? Kimi düşmancasına; kimi ısıman bir bakışçasına kaç geçiş…

Gelinlik kızlar en yeşil ağaçlardan sarı sarı limonu aslında gönlüne koparmaktadır. Çalışkan insanları, insanoğlu aç kalmasın diye çırpınır bir tarla mendiline alnın terinin silerken. Atılan her bir ekmektir, bazlamadır, sıkmadır, börektir en yenilesi sohbetleri ettiren. Beslenen kuzular kırmızı benizli çocuklara emanettir bir kuru ekmek yetinmişliğinde. Söylenen türküler, yakılan ağıtlar bu şehrin şahadetidir bir yarından bir başka yarına. Acep; kaç el sallanmıştır tüm yeni yaşanmışlıklara? Tarih şehrinden çağdaş kente…

Ne güzellikler görmüştür bu şehir ve daha yaşanılası ne güzelliklere ne yeniliklere gebe. Daha göreceği ne ilkleri vardır bu kentin. Ne pislikler yıkanmış, insana armağan edilecektir daha. Bir Erdem gelmiştir tarihin en güzel ne cesur en sevdalı ufkundan; daha kaç gönle, kaç beyne, kaç sevdaya konu olacaktır Erdemli. Erdemli…

Yaşamayı hak edenlerin güzel memleketi Erdemli…
Tarihin ve çağdaşlığın buluştuğu, tüm güzelliklerin birbirine yüz sürmek için yarıştığı, güzel insanların güzel memleketi Erdemli…

Gel! Bu şehrin yaşanan ve yaşanacak tüm sevdasına dokun. Tüm heybetinin gölgesinde kışla ve yazla. Tüm kokusunu içine çek. Bu memleket tüm özlemiyle, tüm gülen bakışlarıyla açtı ellerini bak!

Seni çağırıyor.
Erdemli…

Erdemli

Bir şehir vardır; tuz kokar yüreği.

Bir şehir vardır; içinde sevda barındırır.

Bir şehir vardır; buram buram özlem tüter…

Denizi selam durur göçmen kuşlarına;
Tarihi ile selamlar konuklarını…

Her gün adımlanırken sokakları;
Şehir seslenir ayak izlerine şaircesine:
“Memleketim, memleketim, memleketim,
Ne kasketim kaldı senin ora işi
Ne yollarını taşımış ayakkabım,
Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
Alnımın çizgilerindesin memleketim,
Memleketim,
Memleketim...”

Bir şehir vardır; içinde hasreti anlatır.
Pul pul olmuştur özlemleri yüreğinde.

Bir şehir vardır; selam durur büyük Atatürk’e
“Ordular; ilk hedefiniz Akdeniz’dir”

Bir şehir vardır; limon kokar avuçları.
Tezgahlarında aslında toplanan sarı sarı sevdalardır.

Bir şehir, gülmek için vardır yarınlara.
Masmavidir gözleri, deniz kokar türküleri.

Erdemli…